” Futbol asla sadece futbol değildir, o öyle bir işlevi olabilecek güçtür ki , ancak o gücü anlayabilecek duyarlı, olgun yandaşlar ve sporcularla doğru ve etkin olabilecek, bu özelliklerini toplumsal fayda unsuru olarak da kullanabilecektir.Futbol da ” Savaşa Hayır” demelidir, diyebilmelidir ve dediğinin arkasında durmalıdır.Mücadelesini sahada bırakırken , ebedi dostluğunu barışın uğrunda saha dışına taşıyabilmelidir.Hemde onu bu yolda baltalamaya çalışan birçok düşmana rağmen.Futbol bir güzelliktir.Güzellikleri çirkin kılmak için gösterilen çabaların bir parçası olmayan futbol sever sayısının ve etkinliğinin artması dileğiyle bu yazımı statlardan ” Savaşa Hayır” diye haykırmış tüm sporseverlere ithaf ediyorum."

Simon Kuper

11 Eylül 2011 Pazar

İBB 2 0 GS



Liglerin geç açılışı bu maçtan da anlaşıldığı üzere Galatasaray'ı da oldukça etkilemiş.Bunu takımın henüz daha beraber oynamaya alışamadığından anlıyoruz.İlk maç için gözarda edilemeyecek bir etmen.İkinci olarak Olimpiyat'ın havasından mıdır Terim'in yanlış kadro seçimi.Hakan Balta'nın yerine başka bir alternatif yok zaten Çağlar'a mecburuz.Ama Sabri'nin orta saha oynamasına asla.Bakın bu takıma joker gibi her mevkide oynayabilme özelliği var diye Eboue alındı,iyi de yapıldı bir itirazım yok.Sağ bek,sağ açık,orta saha evet bunların hepsini ortalama düzeyde oynayan bir futbolcu.Ama bizde unutulan ve bana göre bu takımın en büyük jokeri her mevkide oynayabilicek yeteneğe,isteğe ve azime sahip biri var Yekta Kurtuluş.İkinci yarı oyuna girdikten sonra Selçuk'un daha rahat topla oynayıp daha fazla etkin olmasından orta sahayı nasıl değiştirdiğini anlıyoruz.Sabri hazırlık maçlarında orta saha oynatacağımıza (bana göre fantezi harekettir bu) Yekta'yı o mevkide oynatıp o bölgeye ısındırsak çok daha mantıklı olurdu.Diğer hataya ise Eboue'yi her yerde oynuyor diye sol açık başlatıp,orda süründüğünü göre göre çıkarmayıp sol bekte maçı bitirmeside başlı başına yanlıştı.






Maçta umut ışığı veren gelişmeler yok muydu kesinlikle vardı.Her ne kadar maç içinde çok büyük bir çirkeflik yapıp kırmızı kartın eşiğinden de dönse Melo'nun mücadelesi ve ileri çıkışları takdir edilesiydi.Ujfalusi'nin görevini eksiksiz yerine getirerek oynaması ve bu takımın önemli parçası olduğunu herkese göstermesi olumlu bir gelişmeydi.






Galatasaray'ın bugün yenilgisinin en büyük nedeni organize olamamasaydı.Kanatlardan hem beklerdeni hemde açık oynayan oyunculardan hiçbir destek gelmedi.Kazım sahada ruh gibiydi,Terim onu çıkarmayıp nasıl Baros'u çıkardı bu durumada pek anlam veremedim.Orta sahada Selçuk'un üzerine çok yük binmesi ve onu rahatlacak bir orta saha oyuncusunun bulunmayaşı ilk haftadan bizi yenilgi ile tanıştırdı.









İbb için ise yeni transferler ile gerçekten güçlenmiş.Webo kalitesini net bir biçimde ortaya koydu,Doka takım için çok olumlu bir transfer bileklerine hakim,Zayatte İbb'nin defans hattının sakatlık belasından çok çektiğini düşünürsek ilaç olacak bir hamle,bugünde gayet iyi oynadı.Playoff sistemininde gelmesiyle İbb yukarı oynayacağını düşünüyorum.






Bence ilk haftadan o kadar kötü bir durum yok.Takım beraber oynamaya alıştıkça,bu organizasyonluk ortadan kalkacak ve daha güzel bir futbol izleyeceğiz galibiyetlerle birlikte.









3 Eylül 2011 Cumartesi

Rezillik vol 2.0!


Daha önce Belçika maçının ardından yine "Rezillik" başlığı altında bir yazı yazmıştım. Kazakistan maçından sonra da aynı başlığı uygun gördüm.

Maçı diğer yazar arkadaşım Dorukcan Duyan ile birlikte stadtan takip ettim. Önemli olanın 3 puan olmadığı bir maçtı bana göre. Bugün kime sorsak 1 tane bile futbolcusunu sayamayacağı bir ülkeden, üstelik bir de kendi sahanızda zar zor, son dakikada gelen şansa bir golle galibiyet alıyorsanız önemli olan şey 3 puan değildir.



İlk 11 seçimi hatalı, kadro seçimi de hatalı. Kazakistan'a karşı merkez forvette Burak Yılmaz ile çıkmanın mantığı yoktur. Burak savunma arkası koşular yapan hızlı forvet, yani açık alan oyuncusu, yani denk güçte ya da senden daha güçlü takımlara karşı yararlı olabilecek bir oyuncu. Gol atmış ya da pozisyona girmiş olabilir ama bu seçim yüzünden yanlış hücumlar yaptık sürekli.

Takımda iyi olan oyuncu yoktu, Gökhan Töre dışında, ona daha sonra da değineceğim. En iyi oynayan 2 oyuncu Selçuk İnan ve Emre idi ama onlar da kendi ortalamalarının altında oynadılar. Selçuk özellikle defansif hamlelerde çok başarısızdı, ancak yaptığı asist klasına yakışan cinstendi. Gördüğü kırmızı kart ise tamamen hırsına yenik düşmesi ve skorla ilgiliydi.


Kazım resmen ruh gibiydi. Hiddink olması gerekenden fazla direndi. Arda bütün maç yoktu, son topu da kötü kullandı ama şansı ona yardım etti. Serdar-Egemen ikilisi pek uyumlu değildi. Sabri ve Mehmet Ekici istekli olan fakat yararlı olamayan oyunculardı. Sol bek seçimi yanlıştı, bu maçta defansif yönü ağır basan Hakan yerine, ofansif gücü yüksek İsmail oynayabilirdi.

Kısacası takımda iyi oynayan yoktu. Hakan-Egemen-Volkan 3'lüsünün evlere şenlik yediği gol gözümüzü açma konusunda iyi oldu. O gol olmasa ve maç 1-0 bitse -ki görünen oydu- herkes "Takımın aklında Avusturya maçı var, saldılar zaten golden sonra." naraları atacaktı.


1-0 gerideyken zaman geçiren bir takıma karşı böyle alınan bir galibiyet, beni kesinlikle mutlu etmedi. Hatta devre arasına girildiğinde Dorukcan'a dönüp "2-0 gibi bir galibiyete bile memnun olmam, bu maçın en az 4-5 olması lazım." demiştim ama dakika 85 olduğunda kendimi gol arayışları heyecanı içinde ancak beraberliğin verdiği sinirle stad dışında buldum.

Gökhan Töre'ye değinmek istiyorum. Ne Arda ne Kazım onun yaptığını yani kendilerinin de yapmaları gerekeni yaptı. İlk 1-2 dakikadaki bocalamadan sonra kalitesini gösterdi. Peki ne yaptı diyeceksiniz? Sık sık çizgiye indi, rakibi yordu, çünkü şunu biliyordu ki, rakip Kazakistan yani kendisinden alt seviyede. Arda ve Kazım ise ne yaptı? Çizgiye inerken karşısına rakip gelince geri döndü, topu eveleyip geveledi, ağır hücum ettiler yani. Rakibe baskı kurmadılar, abluka yoktu ortada, olması gereken bu değildi.


Gökhan Töre, geleceğin yıldızı bana kalırsa, parlamasına da çok az kaldı görüşündeyim. Nuri,Volkan Demirel ve Gökhan Gönül'den sonra büyük Avrupa takımlarını gerçekten hak eden bir Türk benim gözümde.

Umutsuzum özetle, mutsuzum, heyecanlanamıyorum "Acaba 2012 ya da2014'te yer alabilir miyiz?" diye. Emre'nin açıklamaları vardı "4-3-3 oynuyoruz alışık olmadığımız bir sistem." şeklinde, Türkiye Milli Takımı oyuncususunuz siz, kolay değil oralara gelmek, o formayı hak etmekte kolay değil, Kazakistan'a karşı 1-2-7'de çıksanız o maçın 4 olması lazım en az, eğer böyle bir rakibe karşı bile zorlanacak kadar büyük bir dertse sistem, sisteme uygun oyuncu çağırılsın takıma.


Şimdi de stadtan ve yollardan izlenimlerimi aktarmak istiyorum :

- Devre arası Doğu tribününde 1-2 kavga çıktı. Biri baya şiddetliydi, güvenlik görevlisi sandalye fırlattı bir taraftara, yumruklaşmalar yaşandı, milli maçta hoş değil ve gereksizdi.

-TT Arena kesinlikle erken açılmış bir stad. Metro yolu güzel düşünülmüş ama çok eksik var. Giriş ve çıkışlarda izdiham, koşuşturma ve kalabalık hat safhada.

-Çıkışta koşan gruptan birinin yanındakine yorumu : "Abi Kazım'dan çok koştum yemin ediyorum."

-Çıkışta metrobüste Türkiye formalı bir arkadaşıma bayan vatandaşın sorusu : "Türkiye-Galatasaray maçı mıydı?"

-Maç girişi metroda bir anda 8 kişilik bir Kazak gruba sorulan "Destek lazım mı abi?" sorusuna Kazak taraftarın yanıtı : "Yenileceğiz boşver, kardeş ülkeyiz zaten."

-Burak'ın 80'de attığı ve sayılmayan golde stadta bulunan herkes şaşırmıştı. Anonsu bile yapıldı hatta golün. Öyle ki maç sonu erken çıkan bir grup arasında geçen diyalog:

A: Bizim ikinci golü kim attı?
B: Arda Turan.
C: Ne Arda'sı Burak atmadı mı?
B: İlk golü Burak attı.
C: Hayır abi bağırdık ya sonlarda attı.
B: Sayılmadı ki oğlum o gol faul verdi hakem.
C: E maç 1-1'di de biz niye erken çıktık ki o zaman?

- Son olarak gene erken çıkan grup metro beklerken yere oturup bir de şarkı patlatıyorlar :

Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım valla
Yok mu çaresi dostlar, fesupanallah

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Marsilya 2011-2012 Forması


Tuttuğum takım dışındaki formaları pek sevmem aslında. Chelsea'nin beyaz, Real Madrid'in siyah ya da Roma'nın klasik kırmızımsı forması dışındaki formalara da pek ilgim yoktur açıkçası. Ama bu bir şahese bana göre. Adidas gerçekten de bir forma yaratmış Marsilya'ya...


Dizayn açısından biraz Fenerbahçe'nin 100. yıl altın sarısı forması tarzında ama renkler daha hoş ve göz alıcı. 3. forma olması sebebiyle bulmak biraz zor olacaktır ancak koleksiyonluk bir forma ve dışarı çıkarken de giyebilmek isteyen ya da güzel bir yabancı kulüp forması arayan okurlarıma şiddetli tavsiyemdir.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Porto Ve Transfer Harikaları



Bayağıdır yazı yazamıyorduk haliyle ÖSS olunca dershaneydi,ders çalışmasıydı...Bunun için şimdiden özür diliyoruz.2 gün önce Ntvspor'da haberleri dinlerken Falcao'nun transferini dinledim.4 milyon euroya alış, 38 milyon euroya satış.Bu transferde hangi açıdan bakarsak bakalım her yönüyle olumlu bir transfer örneği(oyuncunun Atletico'ya gidip orada ne yapacağını ayrı tutuyorum).Oyuncunun maksimumu verim verip maksimum bir para ile gitmesi,kulübe sağladığı maddi katkı,karlılığın patlama yapması vs.Porto'dan böyle hamlelere alışkınız aslında.Bazı oyuncuları yazacağım birazdan ama önce bir temenni mi desek, dua mı desek ona siz karar verin şunları yazmam lazım.Bir kere herkesin yani Türk futbol adamlarının Simon Kuper'in Futbolun Şifreleri kitabını okumaya davet ediyorum bu bence yasa olsun,sonra bütün Türk alt yapıları ekiplerini scoutlarını, Porto'nun scout ekibini örnek almaya, ayrıca acilen klonlanmayı bulup Porto'nun scout, alt yapı direktörlerini klonlamaya ve bizim Türk takımlarınıda yarım etmeye davet ediyorum.Gerçekten bu çok büyük başarı.Gelecek gördükleri her oyuncuyu minumum değer almak, maksimum verim alıp onu olduğu yerde mutlu etmek ve onu daha iyi parayla başka kulübe satmak.Bunu artık bizim ülkemizde de görmek istiyoruz lütfen.






Bu da Porto'nun birkaç oyuncunun verilen para, sattığı kulüp ve ele geçen paranın küçük bir tablosu




Alış Bedeli Satış Bedeli Takım

Pepe 1 milyon Euro 29 milyon Euro Real Madrid






Lisandro Lopez 3 milyon Euro 20 milyon Euro Lyon






Carvalho Bedelsiz 22 milyon Euro Chelsea(sonra Real Madrid)






Bosingwa 1 milyon Euro 19 milyon Euro Chelsea






Anderson 5 milyon Euro 21 Milyon Euro Manchester United

12 Ağustos 2011 Cuma

Ak Koyun Kara Koyun!

Yıllardır ülkemizde bir tartışma söz konusu; bir kısım ülkemizin Avrupa'da söz sahibi olduğu, diğer bir kısım ise, tek senelik geçici başarıların (Galatasaray'ın UEFA Kupası'nı alması, Beşiktaş'ın UEFA'da yarı final oynaması, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nde yarı final oynaması, Milli Takım'ın 2008 Avrupa Şampiyonası ve 2002 Dünya Kupası 3.lüğü) Avrupa'da sadece isim duyulmasına yardımcı olduğu ama bir sükse yaratmadığı görüşünde.






Yunanistan'da şike yaptığı tespit edilen Olympiakos Volou ve FC Kavala takımları küme düşürülmüştü. Daha sonra Tahkim Kurulu'na yapılan itirazla iki takımında yeni sezonda (-) puanlarla başlayarak 1. ligde devam etmelerine karar verildi. UEFA ise Avrupa Ligi'nde mücadele eden Volou takımını 5 yıl süreyle turnuvalardan men etti. PSG ile eşleşen Volou'nun yerine de Lüksemburg ekibi Differdange ekibi atandı.

Benzer bir durum bunda yaklaşık 4 sene önce de olmuştu. Ancak bu kez isimler daha büyüktü. İtalya'da Juventus küme düşürülmüş Milan ve İnter'in de aralarında bulunduğu bir kaç ekip ise lige (-) puanla başlatılmıştı. Milan o sene UEFA'dan herhangi bir ceza almamış hatta o sezon Şampiyonlar Ligi şampiyonu da olmuştu.






Şimdi aynı durumla bizim kulüplerimiz karşı karşıya. Muhtemelen bizde de takımlar (-) puanlarla lige başlayacak. Ama bakalım Beşiktaş, Fenerbahçe ya da Trabzonspor (hangileri ceza alırsa artık) UEFA'dan da ceza alacak mı?

Bakalım Avrupa'da önemli bir noktada mıyız, değil miyiz?

11 Ağustos 2011 Perşembe

Süper Lig'de Mor Menekşe



Bir Ordulu olarak merakla bekledim dünkü Ankaragücü maçını, bir çok flaş transfer yapan Orduspor'u, saçma hazırlık maçlarında kimlerin oynadığı belli olmayan çakma Orduspor'u değil gerçek Orduspor'u izlemek için.

Maça kısaca değinmek gerekirse, ilk 10 dakika ve son 20 dakika haricinde Orduspor bu ligde bir şeyler yapacakmış izlenimi verdi bana. Özellikle belli anlardaki yoğun tek pas trafiği, bir çok transfer yapmış, lige yeni yükselmiş bir takımdan ziyade, oturmuş kadrosuyla 3-4. senesine giren takım izlenimi verdi ekran başındakilere.

Ancak takım savunmasında ciddi zaaflar var. Aslında bu birbirleriyle yeni oynayan oyuncuların çokluğu nedeniyle normal bir durum ama, kadroyu takım savunması konusunda kaynaştırmak için Metin Diyadin'in çokça çaba harcaması gerekiyor. Eğer ligler öngörülen tarihte başlamış olsaydı ve ligin ilk maçında Orduspor; Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe ya da Trabzonspor'dan biriyle karşılaşmış olsaydı, kalelerinde 3 ya da 4 gol yemeleri kuvvetle muhtemeldi. Hücumda ise hızlı bir oyun var. İbrahim Şahin istekli ama yetersiz geldi bana. Hantal bir görünümdeydi.






Yaklaşık 14 transfer var Orduspor'da ve bunların hepsi de önemli isimler. Kısa kısa değerlendirmek istiyorum ;

Saso Fornezzi : Ağır bir eleştiri olabilir ama bence çok gereksiz bir transfer. Yabancı sınırını da göz önüne alırsak Fevzi zaten yeterli bir kaleciydi.

Miguel Garcia : Gökhan gönül kıvamında, bek oynamasına rağmen takımını hücuma kaldırabilecek bir oyuncu. Tecrübesiyle birlikte bu sezon ligde çok dikkat çeker.

Gosso : Monaco ve Fildişi Sahili kariyerini görünce insanda güven oluşuyor ancak bekleyip görmek lazım. Orta sahada savunmayı toprlayabilirse yararlı olur.

Banahene : Soru işaretleri var bu oyuncuda elbetteki. Yeterli mi görmek lazım.

Zijler : Hızlı bir oyuncu, istekli ama Ribeiro'dan formayı kapamaz görüşündeyim, bu şekilde de onu da gereksiz buldum.

Yalçın Ayhan : Bana göre çok iyi bir transfer. Türk stoper açısından nokta transfer bile diyebilirim. Ankaragücü maçında da bana güven verdi.

Hakan Özmert-Onur Tuncer : İki oyuncuyu birlikte yazdım çünkü ikisi de aynı tipte oyuncular, yerli rotasyonu açısından ikisi de yararlı olur, tereddüt etmeden ilk 11'e koyabileceğiniz futbolculardan.

Ribeiro : Ofansif anlamda yetenekli bir oyuncu. Ama 4-3-3 futbolcusu, savunmaya yardım etmiyor. Bunun sıkıntısı Ankaragücü maçında yaşandı.

Dalmat : Garcia-Dalmat ikilisi sağ kanatta bu sene çok acı çektirir rakiplere. Her pozisyonda orta şansını yaratıp iyi toplar kesmesi gerçekten etkileyici ve zor bir özellik.

Nickenig : Duyumlara göre "kasap" tabirinde bir oyuncu. Yalçın ile anlaşabilirse elbette ki yararlı olur.

Culio : Takımın orta sahasında "beyin" görevi verecek sanırsam Metin Hoca. Tekniği yüksek mücadeleci bir oyuncu, kesinlikle takımı ileriye taşıyacaktır.

Abdurrahman Dereli-Murat Kalkan : Sağ bek ve sol bek rotasyonları açısından yapılan transferler. Kadro derinliği için olumlu bir hareket.

Bu 14 transfere rağmen bir 15. ye hala ihtiyaç var ki o da forvet. Yerli bir forvet bulunabilirse Orduspor'u iyi bir sezon bekliyor.

Ancak çok fazla yabancı transferi var ve bu ilk 11'i kurarken zorluk çıkartıyor. Beklediğim 11 ise :

Fevzi- Miguel Garcia, Yalçın, Numan, Selçuk, Hakan, Gosso, Culio, Dalmat, Ribeiro, Transfer(Yabancı)

Yerli transfer yapılırsa ya da İbrahim Şahin oynarsa, Numan'ın yerine Nickenig oynayabilir. Ancak bu yabancı rotasyonunda benim kafamda Fornezzi'ye maalesef ki -iyi bir kaleci de olsa- yer yok.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

66



Seninle olan hikayemiz çok güzel başlamıştı aslında.Boleslav maçında herkese göstermiştin zekanı,yeteneğini,azmini,hırsını.Sonraki sezonlarda performansını daha da geliştirmeye daha da ilerletmeye başladın.Ama ne olduysa herşey bu kaptanlık mevzusu yüzünden çıktı.Sana bu ülkede 22 yaşında koskacaman bir sorumluluk yüklediler ve seni tek başına bıraktılar(Seninde bu işte yanlışların var ama onlara girmeyelim).Yanlız başına kimle,neyle, nasıl uğraşacağını şaşırdın.Bir de bunun üstüne sakatlık belası gelince iyice zor bir durum aldı.Bence gitmen iyi oldu.Çünkü sen burada psikolijik olarakta çok büyük yara alacaktın.Kendini iyi bir lige ve oyunda ki sorumluluk açısındanda iyi bir takıma attın.Biz sana darıldık,sen bize darıldın.Bizim haklı olduğumuz şeylerde vardı,senin haklı olduğunda şeylerde.İnşallah orada mutlu olursun ve oradan daha yüksek takımlara gidersin.Güle güle Koca Kafa...

5 Ağustos 2011 Cuma

Çelişki



Fatih Terim'in gelişi ile konuşulan iki konudan biri Cana ve Culio'nun performansıydı.Herkes performanslarının artacağı yönde hem fikirdi.Fakat önce Cana'yı kaybettik,bugünde Culio'yu.Orta saha lazım diye aranan, çok para harcamak istemiyoruz deyip eldeki adamları gönderen teknik heyet neden bu oyuncuları gönderiyor anlam vermiş değilim.Hayır gönderilen adamların gitmeyi hak etse gam yemeyeceğim.Cana geçen sene orta sahanın üzerine toprak atılıp mezar taşı dikilmiş halinde hala yüreğini koyarak oynamaya çalışan bir adam.Culio ikinci yarının tek iyi adamı.Forma için sonuna kadar mücadele eden bir adam ve o kötü sezonda bunun yanında iyide oynayan biri.Ama onlar gidiyor,Ayhan denen adam kalıyor.İşte en büyük ve asıl çelişki burada.Her maç mücadele ediyormuş gibi tribüne çağırılınca armayı öpen, armanın manevi varlığından bile haberi olmayan adam takım içi arkadaşlık,ağabey ayağına takımda tutuluyor,gösteriş yapmadan harbiden yüreği ile mücadele edenler takımdan yollanıyor.






2000 ruhundan bahsediyorlar,onu geri getirmeyi çalışıyoruz diyorlarda o ruhu sadece arma için mücadele edenlerle mi sağlayacaklar yoksa,sadece göz boyamaya yarayan, takımın için anlam ifade etmeyen adamlarla mı merak ediyorum?Takım hakkında her şey iyi,güzel günler yakında diyoruz ama bu gelişmeler bize bir kere daha düşünmeye zorluyor.










30 Temmuz 2011 Cumartesi

2014 Dünya Kupası Elemeleri



Rio de Janeiro'da yapılan kura çekiminde 2014 Dünya Kupası için rakiplerimiz belli oldu. Türkiye D grubunda Hollanda, Macaristan, Romanya, Estonya ve Andorra'yla mücadele edecek.

Dünya Kupası'na Avrupa elemelerinden gelen 13 takım katılacak. Takımlar 9 grupta mücadele edecek ve grupların 8'inde 6, birinde 5 takım yer alacak. Takımlar birbirleriyle biri kendi sahasında biri deplasmanda olmak üzere 2 kez karşılaşacak. 9 grubu ilk sırada tamamlayacak takımlar Dünya Kupası'na katılma hakkı kazanacak. Gruplarını 2. sırada tamamlayan takımlardan en iyi 8'i play-off turuna kalacak ve bu 8 takımdan 4'ü de Dünya Kupası bileti alacak. Gruplarda eleme maçları 7 Eylül 2012 - 15 Ekim 2013 tarihleri arasında oynanacak.

Rakiplerimizi incelemek gerekirse;

Hollanda: Bert van Marwijk yönetimindeki Hollanda son Dünya Kupası'nda finalde İspanya'ya uzatmalarda yenilerek 2.likle yetinmişti. Özellikle hücum oyuncuları bakımından dikkat edilmesi gereken bir takım. Robben, Sneijder, Van der Vaart, van Persie, Kuyt, Huntelaar, Nistelrooy... Liste uzadı ama Hollanda'nın muhteşem hücumcuları henüz bitmedi. Orta sahada de Jong gibi bir kasapları ve Van Bommel gibi bir tecrübeleri var. Savunmada Mathijsen-Heitinga ikilisi gayet başarılı ve kale de Stekelenburg gibi bir eldivenle güvende. Zaten çok tartışmaya gerek yok Hollanda'yı ancak ben kendi sahamızdaki maçtan puan çıkartacağamız görüşündeyim.

Beklenen puan: 1

Macaristan: Sandor Egarvari yönetiminde 11 maçta 7 galibiyeti ve 4 mağlubiyeti bulunan Macaristan'ın elbetteki Puskas'lı zamanlardan geriye kalan bir kısımları yok. Bir zamanlar Malatyaspor ve Erciyesspor'da da forma giyen Toth Balasz halen daha zaman zaman kadroya çağırılmakta. Hücum hatlarında onları yıllardır taşıyan bir Imre Szabics vardı ancak son dönemlerde ona da bir alternatif bulma arayışı içerisindeler. Gergely Rudolf ve Adam Szalai bu yönde kadroya dahil edilen genç, etkili ve dikkat edilmesi gereken oyuncular.

Ancak bizim asıl dikkat etmemiz gereken ise bu tek forvetin arkasındaki üçlü. Ki bu üçlü Zoltan Gera-Tamas Hajnal-Dzsudzsak-Koman rotasyonundan oluşuyor. Dzsudzsak ve Koman hızlı ve etkili iki kanat oyuncusu ve Gera takımın beyni görevinde. Bu bölgede en az iki oyuncuyu kiliyleyebilirsek Macaristan'ı da durdurmuş oluruz.

Savunmalarında Roland Juhazs güçlü bir stoper ama yavaş. Burak karşısında etkisiz kalır. Kadroya yalnızca 1 kez çağırılsa da Newcastle'da forma giyen Tamas Kadar defansta beğendiğim bir Macar oyuncu.

Beklenen puan: 4

Romanya: Her zaman için ortalama bir kadrosu da olsa Romanya hiç bir zaman turnuvalarda başarılı bir ülke olamamıştır. Gabriel Tamas ve Bogdan Stancu gibi tanıdık isimlere sahip Romanya'nın defansında Chivu, Goian, Rat gibi tecrübeli oyuncular bulunuyor.

Asıl sıkıntıları orta sahada. Banel Nicolita dışında üst düzey, iyi bir orta sahaları yok. Romanya'ya karşı oynarken orta sahayı kalabalık tutup ele geçirmek, kolay ve maçı kazanmak adına bir hamle olabilir.

Mutu-Marica ikilisi etkili bir ikili ancak orta sahadan gerekli desteği alamıyorlar. Mutu'nun Hagi'yi yakalamasına yalnızca 3 gol kaldı. Bu ikiliye de her ne olursa olsun dikkat etmek gerek.

Beklenen puan: 4

Estonya: Son elemelerde bizi zorlamış hatta puan da almışlardı. Ancak bu kez farklı olacağı düşüncesindeyim. Tarmo Kink, Andres Oper ve Lindpere tanınmış ender bir kaç oyuncularından. Bir nesil yakaladılar ve kendilerini az da olsa ileri götürdüler ancak şu anda neslin yaşlanmasıyla zorunlu kabuk değişimindeler. Rahat bir rakip oldukları kanaatindeyim.

Beklenen puan: 6

Andorra: Grubun averaj takımı. En golcü oyuncuları 7 golle Lima, bir defans oyuncu ve hala aktif olarak oynamakta.. Fazla söze gerek yok...

Beklenen puan: 6


Beklenen toplam puan: 21

Bu beklediğim en az puan. Performansımıza göre, 23, 25 hatta 27 bile olabilir. Ancak şu en kötü ihtimallere göre bile 2. olarak play-offlara kalmamız gerekiyor. İyi bir kura çektik. Play-off'ta da dişimize göre bir rakip gelirse uykusuz geceler bizleri bekliyor...

Trabzonspor'un Yenileri

Trabzonspor bu sezon şu ana kadar 9 futbolcuyla sözleşme imzaladı. Bunlar; Celustka, Henrique, Adrian Mierzejewski, Halil Altıntop, Eren Albayrak, Sercan Kaya, Aykut Akgün, Barış Özbek ve Didier Zokora.

Ondrej Celustka: Slavia Prag'dan alınan 22 yaşındaki defans oyuncusu, bir dönem Palermo'da "Rosanero" takma adıyla kiralik olarak oynamıştır. Ancak Palermo'da yalnızca 1 resmi maçta görev yapabilmiştir.

Şu ana kadar izlediğim Celustka'nın, gönderilen Cale'den daha üstün bir oyuncu olduğunu söyleyemem. Aynı standartlarda bir performans gösteriyor. Ancak genç bir oyuncu, uyum sorununu aşar ve kendini geliştirirse faydalı olabilir Trabzonspor adına.

Adrian Mierzejewski: Polonya Varşova'dan alınan 24 yaşındaki Adrian, bu takımdaki 3 senesinde toplam 69 maça çıkmış ve 11 gole imzasını atmıştır.

İzlediğimiz kadarıyla yetenekli ama Alanzinho ile benzer tipte bir oyuncu. Ofansif orta saha ve sol kanatta oynayabilen Adrian, bu konuda da Brezilyalıyla örtüşüyor. Katkı verebileceği tartışılmaz
ama daha iyi bir transfer yapılabilirdi bu bölgeye.

Halil Altıntop: Gelişi Eskişehirsporla yaşananlar nedeniyle bayağı olaylı olmuştu. Zaten tanıdığımız bir oyuncu. Kişisel olarak sevmediğim tipte bir oyuncu olsa da Burak'ın yokluğunda ilk tercih olacaktır.

Aykut Akgün: Karşıyaka'dan transfer edilen 24 yaşındaki Aykut'un en önemli özelliği fizik gücü. Ceyhun'un gidişiyle transfer edilen Aykut'un savunma yönü gayet başarılı ancak hücumu için aynı şey söylenemez.

Benfica maçında sorumluluk almaktan kaçınan bir oyun ortaya koydu. Alman alt yapısına sahip olmasına rağmen topsuz oyunda başarısız. Yaşı 17-18 olsaydı geleceğin yıldız adayı diyebilirdim ama bu saatten sonra başarılı olması zor...

Paulo Henrique: Zannedersem en çok beğenilen 2 yeni transferden biri Henrique. Geçen sene Westerlo formasıyla başarılı bir performans ortaya koymuştu ve Trabzonspor'un eski teknik direktörlerinden Urbain Braems'in tavsiyesiyle izlenilerek Trabzonspor'a transfer oldu.

Bir söz vardır: "Gelen, gideni aratır." diye, ama Henrique'nin Umut'u aratmayacağı kanaatindeyim. Hızlı, güçlü bir oyuncu. Son vuruşlarda geçen sezon gördüğümüz kadarıyla da başarılı. Burak ile iyi bir ikili olurlar.

Eren Albayrak: Bursaspor'dan transfer edilen 20 yaşındaki sol kanat Eren'i pek izleme şansımız olmadı. Ancak alt yapı antrenörlerinin gözlemleri doğrultusuyla edindiğimiz bilgilerle hızlı, topla etkili bir oyuncu olduğunu biliyoruz. Geleceğe yönelik olumlu bir transfer.

Didier Zokora: Bana göre bu sezonki en iyi transfer. Orta sahada defansif yükü taşıyabilecek kalitede ve tecrübede bir oyuncu. Benfica maçında sakin kalmayı başarabilen ve tecrübe eksikliği hissetmeyen tek Trabzonspor oyuncusuydu. Selçuk'un paslarını atamayacağını biliyoruz ama defansif konuda Selçuk'tan kat be kat başarılı ve genel olarak daha tecrübeli bir oyuncu. Bu transfer konusunda Trabzonspor'u tebrik etmek istiyorum, nokta transfer yaptılar.
Sercan Kaya: Bucaspor'dan alındı. 23 yaşında ve ofansif orta saha oluşu dışında herhangi bir fikrim ve bilgim yok. Bekleyip göreceğiz...

Barış Özbek: Sakatlığı sebebiyle şu anda sözleşmesi dondurulmuş durumda. Galatasaray'da çokça eleştiriliyordu. Dinamik bir oyuncu. Rotasyonda bir şeyler yapabilir ancak ilk 11 kalitesinde olmadığı düşüncesindeyim.

29 Temmuz 2011 Cuma

Gaziantepspor 0-1 Legia Varşova



Şike operasyonundan dolayı herkes Türk takımlarının Avrupa kupası maçlarını unutmuş durumda.İlk maçını yarım yamalak izlesemde tatilde yapacak birşeyde olmadığından Gaziantep maçını 90 dakika izledim.Geçen yılki performansından sonra Uefa kupasında gruplara kalmayı sonuna kadar hak eden Gaziantepspor dünkü oynadığı futbolla bu yolda yara aldı.

Maç başladıktan sonra Legia Varşova'nın ne yapacağı gayet ortada idi.Gaziantep'in bir anadolu takımına göre hiç azınsanmayacak yetenekli ayakları var.Popov,Wagner,Sosa,Olcan,Ivan...Ama dün bu yeteneklerin noktasını bile göremedik.Rakip Antep'i iyi incelemişki müthiş bir savunma örneği gösterdi.Kanatlara her top gittiğinde orta sahadanda destek gelerek kanadı çok iyi kapattılar,orta sahada çok güzel alan daralttılar.Top hep Antep'teydi fakat saha içinde bir çözüm bulamadılar.Bir kere şunu söylememiz gerekiyor ki Antep beklerden hiç destek alamadı.Bu katı orta sahaya karşı Türkiye'de ki en kaliteli sol beklerden biri olan Ivan hücum bindirmelerinde kanat akınlarına verim sağlayamadığı gibi orta sahaya yakın oynayarak o kıvrak çalımlarını ve paslarını hiç kullanamadı.Diğer bek Elyasada aynı şekilde hiç kanada destek vermedi.Onda Ivan kadar yetenek yok hatta yetenek olduğu bile şüpheli bir durum ama en azından kanadı iyi kapatan bir takıma karşı orada destek sağlaması gerekirdi.Golde de basit bir zamanlama hatası yaptı bunuda es geçmemek gerekir.

Orta sahaya gelecek olursak Wagner'in o oyun zekasınıda bu maçta hiç göremedik.Ondan beklenen verim hiç sağlayamadı.Yaptığı tek olumlu hareket herhalde Serdar'a açtığı ve Serdar'ın çok kolayca kaçırdığı kafa topudur heralde.Sanki takıma yeni gelmiş, alışma süresindeymiş gibi.Bunu sadece Wagner'e bağlamamak lazım aslında dün takım sanki yeni gibiydi.Hiçbir organize akın yoktu bana göre kimin nerede,nasıl ne yapacağını sahada kimse bilmiyordu.Popov'un eski gücü, hareketliliği yoktu,zaten bir pozisyonda artistlik saçma sapan bir hareket yapınca kendini dışarıda buldu.Yerine giren Cenk Tosun ise herkese çok kötü dedik o kötü ötesiydi herhalde 70'te girdi hiçbir şey yapamadı.Hiçbir açıdan hazır değil.Kendini acilen toparlaması lazım.Ama sahada iki tane gururlanası adam vardı onlarda Emre Güngör ve Danny.Çok güzel bir uyum sağlamışlar,defansta hatasız oynadılar.Zaten Antep'te sorun defansta ki kişilerde değil takım savunmasında.

Polonya'da Legia Varşova tabiki temkinli oynayacak ama ben bu maçtaki gibi kapanacaklarını düşünmüyorum açıkcası.Gaziantep için kolay olmayacak ama yetenekli ayakları onları bu turu almalarına yetecek bence.

26 Temmuz 2011 Salı

Futbolda Şike

Aslında bu şike olayları ile ilgili hiç bir şey yazmama kararı almıştık ama dün liglerin geç başlanacağının açıklanması ile birlikte, henüz daha mahkeme kararı, tutuklamalar ve takımların akibeti açıklığa kavuşmasa da şu anda gelinen duruma göre bir şeyler yazalım dedik.

Öncelikle liglerin ertelenme kararı ile başlayalım. Şu an oluşan karmaşık durum için yerinde bir karar. İçinde bulunduğu durum itibarı ile Fenerbahçe, Beşiktaş, Sivas gibi takımların olaylardan ne kadar uzak dururlarsa dursunlar etkilenmemeleri mümkün değil. Lige konsantre olmaları beklenemez ve ligdeki durumları da daha belli değil. Küme mi düşecekler, (-) puanla mı başlayacaklar... Bunların federasyon tarafından daha rahat belirlenmesi gereken zamanı göz önüne almamız bize bu kararın doğruluğunu göstermektedir. Fakat milli maçlarda oyuncuların maç kondisyonları ve konsantrasyonlarının iyi bir durum teşkil etmeyeceği açık. Sonuçta kampta yapılan hazırlık maçları ligin yerini tutmaz ve yapacağımız en önemli maçlar zamanında Almanya'da ligler başlamış olacak. Umarız bizim için kötü sonuçlar doğurmaz, hazırlık kampında -her ne kadar mümkün olmasa da- bütün oyuncular iyi çalışırlar ve herkes fizik ve mental açıdan iyi bir boyuta gelirler.

Gelelim soruşturmaya ve hakkındaki haberlere. Öncelikle gazete ve haber kanallarının bu durumda nasıl habercilik yaptığına değinelim. Burada kimseyi takdir etmeyeceğim çünkü bu zor ve kötü durumda ele gelen bilgileri tarafsızlıkla ortaya koymak haberciliğin dışında bence insanlıkla ilgili de bir durum. Ama Taraf Gazetesi ve HaberTürk Gazetesi habercilik yapmıyor, yapılan tek şey karaktersizlik örneği başka hiçbir şey değil. Her şeyde yargısız infaz yapmak, olay olduktan sonra mahkeme gibi davranıp cezaları kesmesi insanlık dışı olaylar tarafsız gözle baktığımızda. Zaten bunları yaparak zor olan durumu daha da zora sokuyorlar. İnsanların kafasını karıştırıyorlar. Bu yaptıkları haberciliği(!) buradan kınıyorum.

Serdal Adalı ve Aziz Yıldırım'ın da içinde olduğu olayların siyasi yönü zaten herkes tarafından bilinmekte...

Soruşturma ile ilgili açık olmayan olay ve deliller ile soru işaretlerinin çokça bulunması Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarlarını bu konuda ikna olmamaya sevk etmektedir. (bkz. Sorular1 Sorular2)





Bu soruşturmanın Türk futbolunu nasıl etkileyeceği konusunda ise en büyük sınavı Türk Milli Takımı olarak Avrupa Şampiyonası'nda oynayacağımız maçlarda vereceğiz. Bu bizim için önemli bir sınav olacak. İşin bir de psikolojik tarafı da var ki bu açıdan bizi bence zor günler bekliyor. Oyuncuların yaptığı en ufak hatalarda üzerlerinde büyük baskı oluşturulacak. Aynı zamanda şu an hapiste olan insanların dışarı çıktığı düşünülürse; onların nasıl davranacakları, maçın içinde bir yanlış karar ile alınacak galibiyetlerde karşılaşılacak sorunlar, aynı zamanda bu insanların Avrupa kariyerleri başladığında onlara karşı alınan tavırlar, Avrupa ve Dünya futbolunun, Türk futboluna bakış açısı vs. daha bir sürü şey... Bunlar bizi gerçekten zor günlere sürükleyecek.


Kulüplerin bu soruşturmada nasıl davrandığı konusuna gelecek olursak, Galatasaray Kulubü başkanı Ünal Aysal'ın yaptığı açıklama bana göre son derece doğru ve yerinde bir açıklama. Nedenine gelecek olursak, Ünal Aysal'ın söylediği bence çok açık ve net: ''Türk futbolu olarak zor günlerden geçiyoruz, belgeleri elinize çabuk ulaştırın, hızlı ve doğru karar alın." Ama bu herkes tarafından yanlış yerlere sürüklendi, federasyon tehditler savurmaya başladı, İlhan Cavcav keza bir anda sert açıklamalarda bulundu. Burada bir de Fenerbahçe'ye değinelim. Yaptığı açıklamalar ile büyük baskı yarattı federasyon üstünde. Olayların hemen başında çok doğru ve yerinde giden açıklamaları sonradan sapmaya başladı. Trabzonspor'un yapmış olduğu "Tarihte hiçbir takım bir sezonda 17 maçta 16 galibiyet almamıştır, irdelenmeli.'' açıklaması çok seviyesiz ve bir o kadar saçma bir hareketti. Sonuçta orada ter akıtan, emek gösteren oyuncular var. Onlar en azından bu saygıyı haketmeli.



Beşiktaş'ın bu konudaki tavrına gelecek olursak, kupayı iade etme kararları doğru olabilir, evet ama ardından yapmış oldukları açıklamalar bunun sadece bir göz boyamadan ibaret olduğunu gösteriyor. Kupa, yalnızca bir metal parçası. Önemli olan kupanın getirileri, yani maddi kazanç ve UEFA. Ancak yaptıkları açıklamalarda sanki bu getirileri de reddetmiş gibi bir durum içerisindeler.


Sonuç olarak aslında futbolseverlerin ortak görüşü şudur ki, biz futbolu özledik. Bir sorgulama varsa net delillerle açıklansın, cezalar çekilsin ama bu şekilde gerçekten çok can sıkıcı bir hal almakta olaylar...

24 Temmuz 2011 Pazar

Aciz Paraguay, Savaşçı Uruguay

Ve Copa America'da şampiyon belli oldu. Son yılların en sıkıcı turnuvalarından biri olan Copa America 2011'de şampiyon finalde Paraguay'ı Suarez ve Forlan(2)'ın golleriyle geçen Uruguay oldu. Kupa Fenerbahçeli Lugano'nun ellerinde yükseldi, tabi bu başarıda Galatasaraylı Muslera'nın da payı büyüktü.



Uruguay gerçekten alışılagelmedik bir taktikle oynuyor. Taktik masalarında 4-4-2 olarak gözükse de aslında oynadıkları oyun 3-5-2. Sol bek gözüken Caceres stoperde Coates ve Lugano'ya bağımlı bir görüntüde. Sağ bek Maxi Pereira ve sol kanat Alvaro Pereira iki kanat bek rolünde. Sağ kanat Alvaro Gonzalez ortadaki Perez-Rios ikilisine yakın oynuyor. İlerideki iki isim zaten o kadar tehlikeli ve ne yapacaklarını bilen oyuncular ki Tabarez'in onlara pek bir şey söylediğini bile sanmıyorum.

Gerardo Martino'yu anlamak gerçekten mümkün değil. Barrios-Estigaribbia ikilisi neden ilk 11'de değil akıl sır ermiyor. Estigaribbia'nın turnuvadaki, Barrios'un Dortmund'ta koca sezondaki performansı ortadayken böyle önemli bir maçta bu ikiliyi kenarda tutmak ne derece mantıklı düşündürür. Orta sahada Vera-Caceres-Ortigoza-Riveros 4'lüsüyle topu tutmayı amaçladılar. Aslında doğru bir taktik olabilirdi ama bu 4'lüden yalnızca Ortigoza defanstan top çıkarmaya gelince orta saha aksadı.



Maça Uruguay başladı, Paraguay izledi. 2. dakikada henüz net bir penaltısı da verilmedi Uruguay'ın ama öyle bir baskı kurdular ki 12'de Suarez'in golü geldi. Bu baskıda Paraguay'ında rolü büyüktü. Finale yakışmayacak derecede aciz bir oyun ortaya koydular. 0-0 ve maçın başıyken kırmızı kart vb. herhangi bir dezavantajları yokken final maçında oyun soğutmak niye? Paraguaylı futbolculara "Maçı oynamayın kupayı Uruguay'a verelim. Gidin siz evinize dinlenin." deseler kabul edecek gibi bir havaları vardı.

Golden sonra biraz toparlanır gibi oldular ama anlık bir esinti gibilerdi. Esinti durunca 2. gol geldi. Rios'un baskısı ve Forlan'ın keskin vuruşuyla. Bir teknik direktör hata yapabilir, normaldir. Ama hatasından zamanında dönmeli. Böyle bir ilk yarı çıkarmışken, gol pozisyonundan eser bulunamamışken hala Estigaribbia-Barrios ikilisi neden kenarda durur?


Hatta sanırsam Tabarez'de bu duruma katlanamadı ve 2. yarıda "Bunlar üstüme gelmiyor bari ben boş durmayayım atak yapayım." düşüncesiyle Alvaro Pereira'yı çıkardı ve hücumcu Cavani'yi koydu. Paraguay'da sonunda beklenen değişiklikler ve baskı geldi ama bu yumruklar Uruguay tarafından hissedilmedi bile ve Gonzalez-Cavani-Suarez-Forlan 4'lüsünğün muhteşem kontra atağıyla 3. gol geldi.

Maçın Adamı

Luis Suarez : Paraguay savunmasını adeta yerle bir etti. 1 gol 1 asist ile oynadı. Gerçekten muhteşem bir oyuncu. Liverpool'da da lige ayak uydurduğu zaman bekleneni vereceğini düşünüyorum.

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Melo ve Muslera Üzerine


Muslera transferinin ardından Melo transferide gerçekleşti.İkisini bir arada değerlendirmek için bekledim.Öncelikle Muslera transferi ile başlayalım.Bende ki Türk kaleci tutumu olduğu için bu transfere olabildiğince tarafsız değerlendireceğim.Öncelikle genç olmasına rağmen tecrübeli bir kaleci.Bu yaşa rağmen çok önemli turnuvalarda boy gösterdi ve iyi denecek performanslar ortaya koydu en son olarakta Copa America'da.Boyuna göre çok atik ve hızlı bir kaleci, refleksleri yerinde ve bire birlerde gayet başarılı.Ama olur olmaz yerlerde sakarlık yapmıyor değil bunuda hesaba dahil etmek gerekir.5 senelik bir sözleşme imzalandı ve yaklaşık olarak alacakları ile beraber 18-19 milyon avroya patladı.Bu transfer bir risk mi diye soracak olursak tabi ki risk teşkil eder.Sonuçta büyük paralar ortada dönüyor ve gelecek vaad eden bir kaleci buradan zararlı çıkmanda olası bir durum sonuçta burası Türkiye hataların faturası ağır ödeniyor.Neden aramaksızın ceza kesiliyor.Sonuçta yetenekli bir kaleci iyi bir transfer olarak bakılabilir.Umarım iyi bir performans ortaya koyarda bir kere daha yabancı kalecilerden dilimiz yanmaz.



Gelelim Melo'ya.Ya bu transfere yorum yapanları okuyoruz sitelerden.Hala yapılan yorumlar bu adam geçen sene İtalya'da bidon seçildi,Mustafa Sarp'ın mücadele edeni.Artık bunlardan kurtulun ya.Geçen sene ki rezil ötesi orta sahadan sonra Melo transferi yapılmış hala yok bidon almış onu yapmış şöyleymiş gibi laflar.Quaresma'da böyle ödül aldı yada bunda ikinci seçilmişti ama lige gelince kaliteli demesini biliyorsunuz hatta havaalanında binlerce kişi karşılıyorsunuz.Öncelikle şu ön yargınızı yıkın her şeye sürekli eleştiri yapmaktan vazgeçin.Zaten takımda özgüven sorunu var, biraz destek olmayı yapılan işlere olumlu taraflarından bakmayı deneyemez misiniz?


İtalya ligi tecrübesi olduğu için oldukça sağlam bir fiziğe sahip ve güçlü bir oyuncu.Fiziğine göre iyi bir tekniğe sahip,top kapma konusunda oldukça başarılı.İyi bir defansif orta saha.Selçuk ile oynadığında yükünü hafifletecek bir oyuncu.İyi bir tekniğede sahip olduğu için pas alışverişlerinde gerektğinde ipleri eline de alabilecek bir oyuncu.Ama verilen para konusunda endişelerim var.Hemen her sezon oynadığı takımlardan 35 maçına altına düşmeyen bir oyuncu ve anlaşmaya göre kiralama bedeli 1.500.000 avro, maç başına 30.000 avro ve yıllık 3.330.000 avro.Şimdi bu meblağlara bakıldığında kiralık bir oyuncuya göre yıllık aldığı parada fazla.Ayrıca aldığı bu para takım içi dengeleride bozabilir çünkü en fazla Arda 3.5 milyon alıyor.Ama ben Fatih Terim'e güveniyorum bu para mevzusunu yok edecek kadar deneyimli bir hoca takım içi uyumu sağlayarak.Bugün haber çıkmıştı Milliyet gazatesinde Sau Paulo'lu yöneticeler biz oyuncu ile anlaşmıştık ama Galatasaray bizim verdiğimiz paranın 3 katını verdi ve oyuncuyu aldı diye.Bu habere göre oyuncunun biraz paragöz oluşu ne verim sağlar sorusunu akıllara getiriyor.Ama bir yandan şöyle bakmamız gerekiyor.Melo son zamanlarda milli takıma çağrılmıyor ve çağrılması içinde takıma katkı sağlaması gerekiyorBu yüzden bu transferin başarılı olduğu kanatindeyim.Ama şunu da unutmadan geçemeyeceğim oldukça agresif ve çirkef bir oyuncu.Umarım agresifliğini çokça görürüzde çirkef oluşunu pek izlemeyiz.

21 Temmuz 2011 Perşembe

Copa America'da Gergin Yarı Final



Copa America'da final dün gece oynanan son yarı final karşılaşmasıyla belli oldu. Sabaha karşı oynanan ve normal süresi ile uzatmaları 0-0 biten maçta Paraguay penaltılarda rakibi Venezuela'ya 5-3'lük üstünlük sağlayarak turnuvada maç kazanmadan finale çıktı ve Uruguay'ın rakibi.

Maç sonunda çıkan kavgada güvenlik görevlileri iki takım oyuncularını güçlükle yatıştırdı.

Kavga görüntüleri için tıklayın.

Final pazar günü TSİ 22.00'da oynanacak.

Finale nasıl geldiler?

Paraguay, grup maçlarında Ekvador ile 0-0, Brezilya ile 2-2 ve Venezuela ile 3-3 berabere kalarak grubu 3. sırada bitirdi ve bir üst tura yükseldi. Çeyrek finalde Brezilya'yı normal süresi 0-0 biten maçta penaltılarda 2-0 üstünlük sağlayarak yarı finale yükselmişti.

Uruguay ise, grup maçlarında Peru ve Şili ile 1-1 berabere kaldı ve Meksika'yı 1-0 ile yenip grubu 2. tamamlayarak çeyrek finale yükseldi. Çeyrek finalde normal süresi 1-1 biten maçta Arjantin'i penaltılarla eleyip yarı finalde Peru'yu 2-0'la geçerek finale kadar geldi.



PARAGUAY

Turnuvanın en çok başarısız pas yapan takımı. Turnuvadaki 5 golü de 5 farklı oyuncudan geldi. Takım oyununa ağırlık veriyorlar. Estigaribbia kanatlarda beklenmedik derecede etkili bir performans sergiliyor. Hücum hattında Santa Cruz, Valdez, Barrios gibi önemli silahları var. Paulo Da Silva defansta önemli bir rol sergiliyor.

URUGUAY

Çok sert bir futbol sergiliyorlar. Öyle ki turnuvanın en çok faul yapan takımı. Takımın en golcüsü 3 golle Luis Suarez, Suarez ayrıca turnuvanında en golcüsü. Duran toplar en büyük silahları. Forlan, Cavani, Suarez en büyük gol silahları. Biri Fenerbahçeli diğeri yeni Galatasaraylı Lugano ve Muslera ise kaleyi gole kapamalarındaki en büyük etken.




Finaldeki 2 takım ile ilgili bilgiler ;

-Paraguay bu kapayı daha önce 1953 ve 1979 da 2 kez, Uruguay ise tam 14 kez kazanmıştır(1916,1917,1920,1923,1924,1926,1935,1942,1956,1959,1967,1983,1987,1995)

-Paraguay'da bu turnuvada en çok forma giyen isim, 1947,1949 ve 1953 yıllarındaki turnuvada oynayan Manuel Gavilan olurken, Urugay'da bu isim, 1916,1917,1919,1920,1921,1922,1924,1926 yıllarında forma giyen Angel Romano'dur.

-Paraguay'ın Copa America tarihindeki en golcü isim ünvanını 9 golle Aurelio González ve Bautista Villalba paylaşır. Uruguay'da ise Severino Varela 15 gole imzasını atmıştır.

-Uruguay 185 maç ile bu turnuvada en çok maç yapan takım ünvanını taşır. Ayrıca turnuvanın ilk golünüde 1916'daki Uruguay-Şili maçında Uruguaylı José Piendibene kaydetmiştir.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Sonunda Sarı Ve Kırmızı Renkler




Sonunda yabancı renklerden uzak herkesin beklediği sarı kırmızı renklere sahip formalar(!!) görücüye çıktı.Nıke yapılan büyük anlaşmadan sonra herkes formaları dört gözle bekliyordu.Tek tek değerlendirecek olursak parçalıyı bu sene daha iyi buldum.Geçen senelere göre renkler daha diri duruyor.Kırmızı daha net olmuş.Sarı forma ise uzun zamandan beri herkesin beklediği ve istediği bir formaydı,güzel bir tasarım olmuş.Yanlız 3.forma olarak düşünüldüğünden ötürü geç çıkacak heralde.Şahsen sarı forma geç çıkmasından dolayı alacağım f orma parçalıya dönmüş durumda ikisi arasında gidip geliyordum zaten.Siyah forma ise antreman ürünü gibi yanlara çekilecen bantlar keşke üst kısımlara taşındaysaydı ve kırmızı yanına keşke sarı bantta eklenseydi ama yakalı oluşu bu formayıda alıcılar için cazip kılıyor.




5 Temmuz 2011 Salı

Cana'nın gidişi üzerine



Dün itibari ile Lorik Cana'yı da kaybettik.Bir kaleci takası için kocaman yüreği heba ettik.Öncelikle şundan bahsetmeliyim ki Galatasaray'da ki şu yabancı kaleci merakı nedir hala anlamış deyilim.Gelen herkes ünlü bir yabancı kaleci alacam, takıma kale şart derdinde.Ya nedir bu kaleci merakı.Şu kaleciler için harcadığınız emeği bünyenizde bulunan kaleciler için harcadınız mı?Kaç kere onlarla ilgilenip,onlara sabır gösteripi güvendiğinizi belirttiniz?Biri hatalı gol mü yedi,koltuk altından top mu kaçtı haydi hemen kaleci suç at, onu defterden sil.Ya hangi kafadasınız ben sizi anlamıyorum.Ufuk Bursa'da kolay bir gol(evet çok kolay) yedi hemen onu suçla,ona saldır.O maçta defans iyi miydi,orta saha nasıldı diye soran eden yok hemen kaleciye yüklen.Var mı böyle iş ya?Ben bir tane teknik kadrodan kalecilere güven verici sözler geldiğini görmedim.Tamam onlarda belki çok güven vermemiş olabilir ama hiç destek olmayı düşünmediniz ki.Ufuk gibi oyuncuları alırken onları yeteneklerini bilerek alıyorsunuz onlarında hata yapabileğini düşünmüşsünüzdür heralde.Ufuk kulübe geleli 2.senesi.Manisa'da çok güzel günler geçiriyordu,kariyeri gayet iyidi.Sonra Ümit Milli takımda kolu kırıldı ve 3 ay oynamadı.Sonra tekrar 2.ligde Manisa'nın kalesini devraldı ve lige çıkmasında önemli rol oynadı.Sonra Galatasaray'a geldi ,keşke gelmesiydi diyesi geliyor adamın.Bu kadar dar kafalı , tek kurtuluşun yabancı kalecide olduğunu düşünen bir toplululuğunun bulunduğu o da bilmiyordu heralde.Aynı şeyi Aykut'ta çekti, kaç seneden beri yedek bekliyor o da fırsatları pek iyi değerlendiremedi belki ama en zor durumda kaleyi devraldı Cevat Hoca zamanında 6 maçta kaleyi gayet başarılı bir şekilde korudu ve şampiyonlukta önemli rol oynadı.Acılarım depreşti konu Lorik Cana idi ama nelere geldi.Neyse son söz olarak şunu şöyleyeyim,belki Aykut için geçti yaş itibari ile ama Ufuk için hala büyük umutlar besliyorum,onun Türk futbolu için önemli bir adam olacağına dair inancım tam lütfen Tafi ona bu yolda sen destek çık,bu kulübe geldiği için onu pişman etme.










Lorik Cana'ya gelecek olursak Fatih Terim basın toplantısında bir sözü vardı''Bu takım yenilsede yensede maç sonunda taraftarlarımıza helal olsun dedirtmek istiyoruz'' bu açıklama ardından bana göre Lorik Cana'nın gitmesi biraz çelişkili bir durum.Lorik Cana bu takımın mücadeleci ruhuydu,karakteriydi ve savaşçısıydı.Hepimiz biliyoruz Lorik Cana'nın Samir Nasri'yi kucaklayıp götürdüğü fotoğrafı hatırlıyoruz.Nasıl bu takımda hala Mustafa Sarp ve türevleri dururken Cana gibiler gidiyor hala anlamış değilim.Hala Fatih Terim Ayhan'la şakalaşıyor Lorik Cana giderken bile efendiliğini bozmayıp,mertçe bu takımı ne kadar sevdiğini ortaya koyuyor.En kötü sezonda bile bu takıma gelmekten pişmanlık duymadığını hala Galatasaray'lı olduğunu dile getiriyor.Ama bu tür oyuncular gider,Ayhan gibilerde gününü gün etmeye devam eder.Unutmayacağız senin o kocaman yüreğini Lorik...

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Peri Masalı



Şike operasyonun devam ettği şu günlerde spor kamoyuna dair herşey unutuluyor.Kızlarımızın bize yaşattığı peri masalıda bunların en başında geliyor.Grup maçlarına iyi başlamayadık ama bizden fizikçe üstün Belarus,bu turnuvada hiç yenilmemiş Karadağ ve geçen senenin şampiyonu Fransa.Gösterilen yürek, ortaya konan karakter ve mücadele olağanüstü.Geçen senede bunları yaşamıştık erkek takımı ile.Bu senede bayanlarda ilklere imza atarak kapattık şampiyonayı. İlk kez olimpiyatlara elemelerle katılma şansını elde ettik, Fransada ki Avrupa Şampiyonasına direk katılma hakkı kazandık.Final maçını çok değinmek istemiyorum açıkçası.Buraya kadar gelmemizde büyük bir başarı, kimse inkar edemez.Bu kadar dar bir rotasyonda çok önemli rakipleri yendik.Ama dar rotasyon ve getirdiği yorgunluk en sonunda Ruslara karşı patladı.Bizde çok üstün bir takımlar.Avrupanın en önemli pivotu olarak gösterilen 2.03 boyu Stepanova,bu dönem jenerasyonu için çok önemli bir oyuncu olan ve turnuvanın MVP'si Elena Danilochkina ve benim dikkatimi çeken Marina Kuzina.Girdiği her anda şutları ile canımızı çok yaktı.Biz bu silahlara karşı çok dayanamadık.Evet gene sahada yılmadık her zaman ki gibi kızlar o mükemmel yüreklerini ortaya koydu ama olmadı.






Oyuncu bazında ele alırsak Esmeral olmamasıda rotasyon bakımından bizi etkiledi.Açıkçası Birsel Vardarlı'nın en iyi beşe seçilmesini bekliyordum ama olmadı.Çok çok iyi bir turnuva çıkardı.İstatistiklerde asist ve top çalma başı çeken isimdi.Çok kritik yerlerde ön plana çıktı,özelliklede Fransa karşısında attığı 3'lük ile.Nevriye, Stepanova ile birlikte Avrupa'da gösterilen en önemli uzunlardan birisi.O da en iyi beşe seçilerek bizi bir kere daha gururlandırdı.Aynı zamanda Işıl süre aldığı dakikalarda sahaya Tuğba ile birlikte müthiş bir enerji kattı,dünkü maçta 3.periyotta takımı ayakta tutmaya çalışan isimdi,o da Fransanın ipini çeken isimlerden biriydi.(uzatmalarda attığı 3'lük ile)Fransa maçında ipi çekenlerden bahsederken Nevlin'e değinmemekte olmaz.Attığı 23 sayı ile çok önemli işlere imza attı.






Ve son olarak parantez açmamazın gereken en önemli isim Ceyhun Yıldızoğluve ekibi.Ceyhun Yıldızoğlu bayan basketbolu için çok emek harcadı,Botaş olsun Mersin BB olsun orada bayan basketbolu gelişimi için çok didindi ve dünkü madalya ile İsmail Şenol'un da dediği gibi ''Bu takım dünyaya Türk kadının neler yapabileceğini gösterdi''.Teşekkürler potanın perileri bu başarılarını devamının gelmesi dileğiyle...

24 Haziran 2011 Cuma

Gurur Verici 2011 NBA Draftı

2011 Nba Draft'ı bu sabaha karşı sona erdi. Gururumuz Enes Kanter beklenildiği üzere 3. sırada Utah Jazz tarafından seçildi ve bir diğer temsilcimiz Mehmet Okur ile aynı formayı paylaşma fırsatını yakaladı.

Baba mesleği gereği Zürih'te dünyaya gelen Enes Kanter, daha sonra aynı neden ötürü Van'a yerleşti. 2003'te bir şampiyona'da sergilediği performansla Ülkerspor'un dikkatini çekti ve 7 bin dolar karşılığı bu takıma transfer oldu.

Fenerbahçe-Ülker birleşimi sebebiyle kulüp değiştiren Enes Kanter fiziğiyle dikkat çeken bir oyuncu. 2008'de U16 Avrupa Şampiyonası'nda 8 maçta 22.9 sayı ve 16.5 ribaund ortalamasını yakalayarak en değerli oyuncu seçildi ve Fenerbahçe Ülker A takımına yükseldi. İlk lig maçına Kepez Belediyesi karşısında çıkan Enes Kanter 8 sayı kaydetti bu maçta. Aynı sezon Euroleague'de de ALBA Berlin'e karşı forma şansı buldu.




2009'daki U18 Avrupa Şampiyonası'nda ise bu kez 19.6 sayı ve 14.6 ribaund ortalamasıyla yine turnuvanın en değerli oyuncusu seçildi.

Daha sonra Fenerbahçe Ülker ve Olympiakos tarafından profesyonel olarak kontrat teklifleri geldi. Ancak Enes'in tek bir düşüncesi vardı, hem eğitimini sürdürmek hem basketbol oynamak. Bununda tek yolu vardı, NCAA. Bu yüzden de bütün kontratları reddetti ve Kentucky'e gitti. Ama Fenerbahçe Ülker'de oynadığı lig ve Euroleague maçları ile kulüpten aldığı prim vb. paralar nedeniyle yeni NBA kuralları gereği profesyonel oyuncu statüsünde gözüktü ve amatör oyuncuların önünü açmak isteyen federasyon tarafından NCAA'de oynamasına izin verilmedi.

Enes Kanter, Nike Hop Summit organizasyonunda Dünya Karması-ABD Karması maçında benchten oyuna girdi. 24 dakika sahada kalmasına rağmen 34 sayı ve 13 ribaundluk performans gösterdi. Bu başarısıyla ayrıca daha önce 33 sayıyla Nowitzki'ye ait olan rekoru da kırdı.




Şimdi ise Utah Jazz'de. Derrick Favors, Kirilenko, Cj Miles, Memo ve Paul Millsap ile forma savaşında. Ama iddaalı. Öyle ki draft öncesi açıklamalarında: "Bir çok yıldız oyuncunun birleşimiyim ben. Kontrat imzaladığım takımı çok rahat play-off'a taşırım. Beni alan takım hiç pişman olmaz." demişti.

Dip not: Bir bilgi de ekleyeyim; Enes Kanter şimdiden gelecek planları da yapmış. Bir röportajında Amerikan Güreşi'ni (Smackdown) çok sevdiğini ve basketbol kariyerinin sonunda Amerikan Güreşi'nde boy göstermek istediğini belirtmişti.

2011 NBA Draftı

1) Kyrie Irving - Cleveland Cavaliers
2) Derrick Williams - Minnesota Timberwolwes
3) Enes Kanter - Utah Jazz
4) Tristan Thompson - Cleveland Cavaliers
5) Jonas Valancinuas - Toronto Raptors
6) Jan Vesely - Washington Wizards
7) Bismack Biyombo - Sacramento Kings
8) Brandon Knight - Detroit Pistons
9) Kemba Walker - Charlotte Bobcast
10) Jimmer Fredette - Milwaukee Bucks

22 Haziran 2011 Çarşamba

Şampiyon Transfere Hızlı Başladı

2010-2011 Beko Basketbol Ligi şampiyonu Fenerbahçe Ülker lig biter bitmez kadrosunu 2 yıldız oyuncuyla güçlendirdi. Cibona Zagreb'den Bojan Bogdanovic ve Partizan'dan James C. Gist seneye Fenerbahçe Ülker formasını terletecek.

Bojan Bogdanovic


Öncelikle gözümüze çarpan şey tabii ki yaşı. Henüz 22 yaşında ve genç yaşına rağmen geçen sene Cibona Zagreb onun eline bakıyordu. Ülkemizdeki şampiyonada Hırvatistan'da Ukic ve Tomas'tan sonra en çok süre olan isimdi genç oyuncu. Şutör bir oyuncu, 3 ve 4 numarada oynayabiliyor. Potaya inebiliyor ama savunması yeterince sert değil. Euroleague'de 10 maçta 18 sayı, 3.5 ribaund, 1.8 asist ve 1.7 top çalma istatistikleriyle oynadı geçen sezon.

James C. Gist



Kişisel olarak çok enteresan bir oyuncu Gist;

Baba adı: James C. Gist, Dede adı: James C. Gist

ve gayriresmi yerlerde ismi James C. Gist III olarak geçiyor. Osmanlı hanedanından gibi...

Bizlere olan aşinalığı bununlada sınırlı değil. Gist, Adana doğumlu. Babası, Adana İncirlik Hava Üssü'nde görevli bir askerdi ve görev sırasında dünyaya geldi. Türkiye'de doğan ilk Amerikalı kendileri.

Gelelim basketbol kısmına işin;

4 ve 5 numarada oynayabiliyor Gist, atletik bir yapısı var. Bu açıdan James White'ı anımsatıyor bize. Taraftarlar tekrardan heyecan verici smaçlara tanıklık edebilir Gist sayesinde. Sert bir savunması var, pota altını karartan bir yapısı. Geçen sezon Euroleague'de 11.4 sayı, 6.9 ribaund ve 1.6 asist ortalamasıyla oynadı.

Muhtemel gideceklere bakacak olursak ;

Benim aklımdaki isimler; Jasikevicius, Kinsey ve Sean May.

Jasikevicius, kendisinden beklenen performansı ortaya bir türlü koyamadı. Zor zamanlarda tecrübesiyle katkı sağlamak yerine vurdumduymaz tavırlarıyla çıldırttı. Yüksek ihtimalle gelecek sezon takımda olmayacak.

Kinsey, taraftarların sevdiği bir isim ve de yararlı bir oyuncu takım adına ama yönetimle anlaşmazlıklar yaşadığı ve ayrılacağı dedikoduları var.

Sean May, Galatasaray Cafe Crown serisindeki 2 maç dışında sadece yer kapladı adeta. Vidmar sakatlığı sonra acele bir transferdi ve beklenen verim alınamadı.

13 Haziran 2011 Pazartesi

Galatasaray Değerlendirmesi





Sezon sonu değerlendirmelerimize Galatasaray ile başlayalım.Bu sezon ligde yaşanılan hezimet,bunun getirdiği psikolojik etmenlere daha sonra değinilelim.Öncelikle başkan seçimi ile başlayalım.Seçimlerde başkan adayları adaylıklarını açıklarken daha ilk anda favori olan tek isimdi.Favori olmasının en büyük nedenide tabiki arkasındaki lise.İnan Kıraç gibi bir duayenin onu ortaya atması bütün liseyi bir anda arkasına almasına sebep oldu.Diğer adaylara gelince Turgay Kıran iyi niyetle başkanlığa adaylığını koydu, onun amacıda seçimlerde Canaydın kanadının oylarını toplayarak seçimde varlık göstermekti ama olmadı.Hatta yönetime geldiğinde alacağı isimleride açıkladı ama o da tutmadı.Mehmet Helvacı ise herkes tarafından bence antipati toplayan bir isimdi.Açıkçası böyle bir insanın Galatasaray gibi kulüpte başkan olmasını hiç ama hiç istemezdim nitekim kimsede istemedi ve en düşük oyu aldı.




Şimdi Ünal Aysal'ın yaptığı açıklamalar ortaya koyduğu projeleri ele alırsak herkes Ünal Aysal'ın büyük para gücü ile büyük işler yapacağı düşüncesinde transfer olsun,borçlar olsun.Bakın bizim ülkemizde ne kadar çok profesyonel düşünürseniz,duyguları ikinci plana atıp ortaya mantık ilkerini koyarsınız başarısız olursunuz.Buna başkan bazında değilde teknik direktör bazında da bakabiliriz.Rijkaard,Skibbe,Schuster vb...Bu adamların bir futbol felsefesi var ve onu ortaya koymaya çalışıyorlar bunun için uğraşıyorlar.Ama bizim zihniyetimizde şu var Rijkaard iki maç üst üste 2 maç yenilince ortaya konan düşünce 'Bu adamın bir B planı yok' ya kimden bahsediyorsunuz ya Barcelona'nın şu ekolünde önemli bir paya sahip olan adamdan bahsediyoruz.Adam bir plan üzerinde ısrar ediyor ve bunu hiçbir koşulda bırakmamayı amaçlıyor.Yani ortaya koymak istediğim şu bizim ülkenin şartları duygu ön planda,profesyonellik yok.Şimdi Ünal Aysal'a gelince her şeyi duygudan arınmış biçimi ile ortaya koyuyor.'Ben futboldan anlamam,futboldan anlayanı anlarım' bunu hiçbir başkandan duymamıştık daha önce, gerçekten oldukça şaşırtıcı bir durum.Bunun yanında Galatasaray'ın gelecek 10 yıl içerisinde borçlar ile ilgili olan bir mali durumu ortaya çıkaracak,fikir atacak bir komisyon kuruldu.Bunlar önemli şeyler ama Türkiye şartlarında ne kadar tutar onu göreceğiz.Çünkü hiçbir başkan futboldan anlamam diye bir açıklama yapmaz bizim ülkemizde herkes herkesten anlayacak böyle bir durum var.Umarım kendiside düşünceleride Türkiye'e şartlarına uyum sağlar ve böyle profesyonel düşünen bir insanıda kaybetmeyiz.




Gelelim şimdi sahaya.Fatih Hoca geldi.Bence takımın geçen seneki psikolojik durumunu en iyi şekilde atlatmasına yardımcı olacak tek adam denilebilir.Yardımcılıklarına Ümit Davala,Hasan Şaş ve Tafi getirildi.Beni okuyanlar bilir benim en çok burada sevindiğim adam Tafi'dir, çünkü benim gelecekte inandığım insanların başında gelen Ufuk Ceylan için.Gerçekten Ufuk için son şans Tafi'den öğreneceği çok ama çok şey var.Kendine bembeyaz bir sayfa açıp Tafi ile yeniden başlamalı.


Bu sezon ve gelecek sezon için konuşucak olursak Fatih Hoca bile olsa bu sezon bu takımdan şampiyonluk beklemek hayalcilik olur.Gerçekten bu sene yaşananlar kolay kolay unutulmaz.Elde imkan olsa birkaç futbolcu dışında takımın tamamı değişse yeridir.Bu sezon yapılanma gerçekten çok önemli gelecek-gidecek oyuncular.Gelen oyuncuları bir ele alırsak Selçuk İnan.Yani geçen seneki orta sahaya bu adam geldiği için ne yapsak az kalır.Orta sahaya çok şey katacağı kesin.Ama yanına gelecek oyuncuda önemli.Ama Selçuk transferini asla yanlız kalmamalı aksine yanına 1-2 adam daha alınmalıdır(Ceyhun Gülselam hariç).Elmander'e gelecek olursak fiziğine göre ayak hakimiyeti iyi olan bir oyuncu,bitiriliciğilide var.Baros'un gitmeyeceğini düşünürsek ve bir tane daha oyuncunun geleceğini hesaba katarsak iyi bir transfer.Son olarakta Ceyhun Mehmet Topal'ın bana göre bir alt versiyonu ama gelişme gösterecek bir oyuncu hoş eline Şenol Güneş gibi fırsat geçmişken kendini fazla geliştiremedi ama Fatih hocanın onu değiştirmesi çokda zor olmaz.

Şuna değinmeden geçmeyeceğim bu yönetimin futbol kadar olmasada alt branşalara en az futbol kadar yatırım yapmasını istiyorum.Çünkü bu dönem içimde Fenerbahçe'nin çok gerisinde kaldık.Eskiden bizde olan üstünlük son 10 yıldır onlarda.Ayrıca en önemli dileğimizde tabi ki Gs Tv'nin açılması.Transfer yaparak bu sözünü unutma başkan.Çünkü benim gibi herkes inat etmiş durumda Gs Tv açılana kadar para vermeyecek çünkü ona verilecek para ile insan gider Galatasaray Store'den kendine başka şeyler alır.Alt branşların GS-Fb maçlarını istemeye istemeye Fb Tv'den izliyoruz lütfen bu durumu ortadan kaldırın lütfen.










5 Haziran 2011 Pazar

İstediğimizi(!) Aldık..

Bence rezillik.. Evet tam anlamıyla rezillik! Tabii ki biz üst düzey milli takıma sahip ülkelerden biri değiliz ama kesinlikle Belçika deplasmanında 1 puana sevinecek kadar düşük bir takım da değiliz. Bu Belçika'nın bizden daha kötü olduğu gibi bir iddaa ortaya koymaya çalıştığımı göstermesin sakın. Belçika yabana atılacak bir takım değil, çok kaliteli, etkili ve en önemlisi genç isimleri var. Ancak özellikle utanç verici Azerbaycan ve berbat bir futbol sergilediğimiz Almanya yenilgisinden sonra burada amacımız 1 değil, 3 puan olmalıydı. Bizim takımımız hangi koşulda olursa olsun kendisiyle denk bir takımın deplasmanında 1 puana sevinmemeli.

Maça gelirsek; mücadeleci hücum hattımız vardı. Burak-Kazım-Arda 3'lüsü Belçika savunmasını çok zorladı. Ama orta sahadan gerekli destek gelmedi. Bu desteği Emre-Selçuk İnan ikilisi vermeliydi ki tahminen Hiddink'in kafasında da bu vardı. Bu desteğin gelmemesinin nedeni ise ikilinin oynadığı takımlar. Emre bütün sezon Alex'in, Selçuk da bütün sezon Jaja'nın arkasında oynadığı için ileriye çıkma konsantrasyonları henüz oluşmadı. Çünkü bütün sezon boyuncu iki oyuncuda kendi takımlarında önlerinde oynayan hücum gücü yüksek savunma gücü zayıf oyuncular nedeniyle hep tedbirli ileri çıktılar.

Selçuk İnan'a ayrıca değinmek istiyorum. Transfer spekülasyonları sonrası kafası çokça karışmış olacak ki beklenen performansı veremedi. Orta 3'lüde gereken dinamo özelliğini sahaya yansıtamadı. Ancak yakın zamanda toparlanacağına eminim.

Sabri iyi bir oyuncu. Ama bu maçta kesinlikle Gökhan'ın yokluğunu hissettik.

Çağlar yanlış tercihti. Henüz tam hazır değildi. Nitekim yaptığı basit hatadan yedik golü.

Takımımız iyi, ancak bu oyunla zor. Takım olmadan bir şeyler başaramayız. Sistem-oyuncu uyumu var ama oyuncular arası uyum henüz yok ve henüz tam randımanla oynayamıyoruz(sakatlık ve sezon sonrası nedenlerden).

Hiddink'e gelirsek, büyük ihtimalle gidecek, gitsin de. Ersun Yanal daha iyi bir tercih olabilir Milli Takım için...

3 Haziran 2011 Cuma

Sistem,ruh ve final



Her insan gibi işler kötü gidince insanın bir şey yapası gelmiyor.Aynısı yazı yazmak için olsada gerek.Ama son iki gündür bizleri yazı yazmaya teşvik eden olaylarda olmuyor değil.Misal Galatasaray Cafe Crown.Gerçekten ortaya konulan mücadele takdire şeyan.Sezon başında Oktay Mahmudi'nin gelişi bir gözde futbol transferi gibi insanı heyecanlandırmıştı (en azından benim açımdan öyle).Alt branşların önemsenmediği ve spor kültürünün sadece futbol üzerinden değerlendirildiği sadece Fenerbahçe'nin takım olarak başarıları ile akla gelinen alt branşlar için bu transfer basketbola taraftarın daha fazla ilgi duyacağının açık bir göstergesiydi.Sezon başından beri oynanan sistemli ve düzenli bir basketbol , eskiden olduğu bir siyahi oyuncunun gelipte 30 sayı atarak maç kazandırmasına karşı olan bu seneki düzen Galatasaray taraftarının bu sene futbol takımındanda bekledeği önemli bir şeyi ortaya koyuyordu.Takım olmak ve bununla beraber gelen o ruh.






Sezon başından beri içerideki hemen hemen bütün maçların kazanılması (2 mağlubiyet var galiba Olin ve Antalya diye hatırlıyorum) deplasmanlarda da aynı performansı sergilenmesi gün geçtikçe Beşiktaş'ında play-off larda yenilmesi ile finale olan inanç daha da arttı.Sezon başında akıllarda olmayan bu sezonu geçiş sezonu olarak görülüp sağlam temeller atma fikri sadece bunlarla sınırlı kalmayıp takımı finallere kadar getirdi.Bu durum öyle bir aldı ki bayan basketbol final serisinde bile salon bu kadar dolmamıştı ve rakip Fenerbahçe idi.Banvit yarı final serisinde salonun tamamına yakının dolması kimsenin beklemedeği bir hadise idi ve salonda Abdi İpekçi idi yani Galatasaray taraftarının oraya pek sıcak bakmadığı bir mekandı.






Bu tür olaylarla final serisi geldi çattı.Valla bir taraftar olarak bakarsam şampiyonluğa inancım tabi tam ama hani o klişe laf var ya genelikle futbol için söylenir ama basketbolun gerçekleri ile bakarsak favori Fenerbahçe.Sonuçta karşınızda bir Euroleauge takımı var ve bu takım çalkantılı bir sezonda geçirse Efes'i eleyerek gelmiş hem de 3-0.Bu arada Efes'e değinmişken Banvit'e değinmemekte olmaz.Gerçekten Oktay Mahmudi'nin de dediği gibi ''Bu takım bu ligin renklerinde biri değil ana rengi''.Başlarında çok önemli bir koç ile çok doğru şeyler yaparak ilerliyor ve kaliteli basketbol oynuyorlar.Bu sene Genç Banvitlilerin gelmesiye lige Banvit açısından önemli bir değer katılacağı kesin.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

KOCAMAN Şampiyonluk!

(Şampiyonluk kutlamaları ve sonrasında gelen yorgunluk nedeniyle yazıyı yazmam zaman aldı, öncelikle bunun için özür diliyorum.)

2010-2011 sezonunun son haftasında Sivasspor'u 4-3le geçen Fenerbahçeşampiyonluk ipini göğüsledi. Son dakikasına kadar heyecan fırtınası gibi geçen bir lig izledik ve hem Fenerbahçe'ye , hem de Trabzon'a sonsuz teşekkürler.

O kadar çok söylemek istediğim şey var ki nereden başlayacağımı bilmiyorum. Öncelikle takımın tepesinden Aykut Kocaman'dan başlayalım. Sezon başından beri sonuna kadar güvendiğim -ki buna Young Boys ve Paok maçları da dahil- Aykut Kocaman bu güvenimi boşa çıkarmadı ve şampiyonlukta en önemli rolü üstlenerek tarihe adını yazdırdı.

Peki ne yaptı Aykut Kocaman?

- Fenerbahçe'yi Fenerbahçe gibi oynatmaya başladı. Geçen seneki Daum takımından alıştığımız kapanan Fenerbahçe gitti, yerine hücumu düşünen, büyük takım gibi oynayan Fenerbahçe geldi.

- Hedefler dahilinde transferler yapıldı. Hızlı, ayağına hakim yani Lugano'yu tamamlayacak stoper gerekliydi, Yobo alındı. Süratli, çabuk, kaleye gidebilen, adam eksiltebilen kanat oyuncusu gerekliydi, Dia ve Stoch alındı. Vederson gidince yerli bir sol bek gerekliydi, Caner alındı -sol bek olmasa da-.

- Okan ve Gökay'a şans verdi. Gençleri hırslandırdı.

- Form düşüklüğü yaşayan ya da kaybedilme noktasına gelen futbolcuları kazandı. Alex, Santos, Selçuk, Mehmet Topuz, Guiza, Stoch...

Aykut Kocaman Fenerbahçe'yi kaldıramaz dediler, bugüne kadar ne yapmış ki bu koltuğu hak edecek dediler, eksiklerle dolu çıksa da kaybedilen Avrupa sonrası takımı rezil ediyor dediler. O ise her zaman ki sakin kişiliğini korudu, gereken cevabı da sezon sonunda verdi.

SEN BİZİM KOCAMAN GURURUMUZSUN

Gelelim Ordinaryus'a, Alex'e...

28 gol 13 asist... Hem gol hem asist kralı olmak, dile kolay... Sezon başında herkes eleştiriyordu onu, ben de eleştiriyordum. Ama haklıydık da, eleştirilecek bir performansa sahipti. Ama gene yaptı yapacağını Ordinaryus, utandırdı gene hepimizi. Aldı koca takımı sırtına koşturdu bütün bir 2. yarı boyunca. Aykut Kocaman'ın payı da vardı bu performansta. Kocaman bir alkış bu 2 isme o zaman...

Herkesin emeği var bu şampiyonlukta, 3060 dakika oynayıp bitmek tükenmek bilmeyen enerjisini kıskandıran Mehmet Topuz'un da , 46 dakika oynayan Guiza'nın da. Kritik gollere sahip Santos, sağ kulvarın fatihi Gökhan, geçit vermeyen Lugano-Yobo ikilisi, kalesini gole kapayan Volkan, Emre, Selçuk, Stoch, Niang... Hepsinin emeği var şampiyonlukta, hatta Cristian'ın bile.

Fenerbahçe yönetimine, taraftarına, futbolculara, teknik ekibe, yardımcılara hepsine KOCAMAN bir alkış benden, sonuna kadar hak ettiniz şampiyonluğu..

17 Nisan 2011 Pazar

El Classico vol 1.0

5-0'lık maçtan sonra bol gollü bir maç izleyemedik maalesef.Mourinho'nun geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde Barça deplasmanında Inter ile yaptığı savunma anlayışının bir benzerini dün sahaya dökmüştü.Pepe'yi dörtlü savunmanın önünde oynatması Mourinho'nun 5-0'lık hezimetten bir kerede daha böyle skora izin vermeyeceğinin açıkça göstergesiydi.Barça ise her zamanki oyun planı ile oynadı.Puyol'un çıkması ile sistemde bir değişiklik olmadı ama sistemde bir aksamanın olduğu 10 kişi iken bile Barça'nın akın yapması gerekirken Madrid''in tehlike yaratmasında bu zorunlu değişiklik önemli bir paya sahipti.

Dün sahada iyi bir oyun yoktu.Bunda Pepe'nin varlığı,Pedro'nun beklenelilenin daha altında oynaması büyük bir paya sahipti.Ama şunu gözarda etmiyelim.Bakın dakika 27 idi ve pas istatistiklerini gösterdi yayıncı kuruluş.Barça 144-126 Madrid 38-26.(sayılar yanlış olabilir emin değilim buna yakındı hatırladığım kadarı ile)Şu istatistik bile maçın nasıl olduğunun nasıl geliştiğinin bir göstergesi.Madrid Barça karşısında anadolu takımı gibi kendimizden örnek verecek olursak.Bu maç birde Madrid'in sahasında.Hani bir baskı olur el ayağa dolaşır diyoruz o da yok.Bir tek eli ayağına dolaşan sahada Barça'da Pedro,Madrid'de Di maria idi.

Madrid cephesine gelirsek Mourinho'yu hareketleri ve davranışları yüzünden sevmem ama taktiksel dehasına diyecek hiçbir şeyim yok bunu dünde gördük.Yaptığı hamle ile bir puanı kazandırdı takıma ve bunu 10 kişi ile Barça'ya karşı yapması gerçekten takdire edilecek bir durumdu.

Son olarak Madrid kendi gibi bir takımla oynamıyor.Başka gezegenden gelmiş bir takımla oynuyor.Dünkü maçta Barça iyi değildi ama yapılan o pas alışverişleri, sakinlikleri bile onların Madrid'e göre ne kadar üstün bir takım olduğunu gösteriyor.